Dünya tarihini oluşturan insanlar, bazılarına göre bir elma hikayesi ile, bazılarına göre ise evrim teorisi sonucunda evrilen bir varlıktır. Yeryüzünde en tehlikeli varlık olarak nitelendirilen insanları diğer canlılardan ayıran en büyük özellik ise akıl yetisine sahip olmasıdır. Akıl sayesinde insan analitik düşünerek davranışlarını biçimlendirebilir ve hatta karşısındaki bireyin duygularını manipüle ederek, şekillenmesinde etkin bir rol oynayabilir. Bu nedenle insanlık tarihi, insani yetilerin analizinin bir sonucudur.

Mavi dünyada bu kadar söz sahibi olan insan, aklı sayesinde diğer türlerden ayrılırken, doğası gereği ise muhtaç bir varlıktır. Doğumundan gelişimine kadar ebeveynlerinin yardıma ve desteğine ihtiyaç duyan insan, kendi fiziksel gereksinimlerini karşılamaya başladıktan sonra ise Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisini göz önüne alarak, hayatta yer edinebilmek için kendi benliğini kazanma mücadelesine girer . Benliğimiz ve fikirlerimizin oluşumunda ise, en etkili faktörlerden birisi de saygın bir birey olabilme çabası olduğu gözlemlenmektedir. Nitekim insanlar yüzyıllardan beri saygınlık kazanabilmek için çaba sarf etmiş ve bu olguyu hayatta yer edinebilme ve kabul görme aracı olarak görmüştür. Bu gaye için yeri geldiğinde fikirlerinden, düşüncelerinden ve yaşam tarzlarından ödün vermiştir. Zira toplumun belli başlı normları vardır ve bunun dışına çıkıldığı zaman bazı yaptırımlara maruz kalınması kaçınılmaz olur. Psikolojide bunu suskunluk sarmalı olarak ele alabiliriz nitekim dışlanma korkusu ve dışlanma tehdidi bir bireyin karşılaşmak istemediği yaptırımlardan biridir. Bundan dolayıda bireyler toplumla bütünleşmek adı altında sürü psikolojisiyle hareket ederek, toplumu taklit etmek zorunda bırakılır. Bu şekilde saygınlığını topluma benimsetmeye çalışarak kabul görmeyi bekler. Elbette toplumdan topluma saygınlık, anlam bakımından değişiklik göstersede tüm toplumlar tarafından kabul görmüş belli başlı normlarda mevcuttur. Mesela bir kanaat önderinin kendisinden on beş yaş küçük bir sevgilisi olması toplum tarafından hoş karşılanmaz ve bu durum itibar lekesi olarak alnına sürülür. Bu davranış sonucunda ise toplum tarafından kazanılan saygınlık yitirilmeye başlanır. Toplum, kanaat önderlerinin saygın bireylerden oluşmasını ve belli başlı normlarının çiğnenmemesi gerektiğinin düşünerek bir beklenti içine girer. Kanaat önderleri ve halka mal olmuş kişiler ise bundan ötürü özel yaşamını gizlemek ya da göz önünden uzak yaşamak gibi yöntemlere zaman zaman başvurmaktadır.

Saygınlık, sadece kanaat önderleri için değil bir bireyin yakın çevresinde barınması içinde gerekmektedir. Birey ilk saygınlığını ailesinin gözünde kazanmaya çalışarak başlar. Ardından akrabalar, arkadaşlar, okul ve iş hayatı gibi sırayla uzar ve gider. Sıralanan bu faktörlerden en mühimi ise birinci derece yakın olan ailedir. Ebeveynleri tarafından saygınlık kazanan bireyler, ilerleyen yaşlarında toplumun belirlemiş olduğu normları daha hızlı bir şekilde benimseyerek itibar maratonuna ilk adımlarını atmış olurlar. Büyüdüğü evde saygınlık kazanmayı başaramayan bireyler ise özgüveni bakımından eksik oldukları için saygınlıklarını farklı yöntemlere başvurarak elde etmeye çalışırlar. Genellikle bu durumda zorbalık yapmak ya da daha fazla norm çiğnemek kaçınılmaz bir son oluvermektedir. Böylece uyguladıkları zorbalıkları sebebiyle çevresi tarafından saygın bireyler olduklarını düşünürler. Bu durumu en açık şekilde mahalle abilerinde ve okulda üst sınıfta okuyan öğrencilerde gözlemlemek mümkündür. Bunun sonucunda ise itibar kazanımının bireyin, çevre faktörüyle doğrudan bir ilişkisi olduğunu söyleyebiliriz. Zorbalık sonucunda elde edilmiş saygınlıkla, davranış sonucunda elde edilen saygın bir birey olabilmek arasında adeta bir uçurum vardır. Bu uçurumu belirleyen ise geçmişten günümüze kadar gelen normlar ve toplumların varlığını sürdürebilmesini sağlayan ana toprak parçasının oluşturduğu coğrafi konumdur.

Yorum bırakın