Tarihe bir not düşmek gerekirse günün birinde, bugünü unutmamak gerekir. Tam 365 gün önce bugün deprem gerçeğiyle yüzleşildi. Bazıları son kez birbirine sarıldı, son kez sevdiğini söyleyebildi. Son kez mutfağa giderek bir bardak su içebildi. Ya da son bir kez ailecek sofraya oturabildi. Yıkımın ardından ise sokaklar karanlığa, caddeler sessizliğe, enkazlar ise çaresiz bekleyişlere şahit oldu. Saniyeler dakikalarla, saatler günlerle, günler ise haftalarla cebelleşti. Enkaz altından gelecek bir umut uğruna tüm ülke sessizliğe büründü. Kurtarılan her bir can için umutlar tekrardan yeşermeye başlandı. “Bir can, bir umut daha” diyerek bekleyişler daha anlamlı bir hale geldi. Acı ama gerçekle yüzleşildi. Farkındalık kazanıldığı düşünüldü. Ancak ne yazık ki aradan geçen 365 gün boyunca yıkım unutuldu, deprem riski uyarılara rağmen ciddiye alınmadı ve herhangi bir önleme başvurulmadı.
Nitekim insanoğlu her şeyi unutur sevgiyi, iyilikleri, değerlerimizi ve hatta kaybettiklerimizin varlığını. Zira bugünün seneyi devriyesinde ülkeyi derinden savurup kavuran büyük bir yıkımı unutmak, ancak biz beşerinin yapabileceği bir davranış biçimidir.
Bu acı yıkımın bıraktığı izlerden sonra tek gündem başlığının deprem olması gerekirken, hayatın kaldığı akıştan devam etmesini, evladını deprem enkazının altında kaybeden bir anneye anlatmak pekte mümkün değildir, ya da günlerce enkazın başında çocuklarını çaresiz bir şekilde bekleyen bir babaya, hayata kaldığı yerden devam etmesini söylemek manasızdır. Ebeveynlerinin cenazesine dahi ulaşamayan çocuklara umuttan bahsetmek bir hayaldir.
Ve bazı acılar tarifsizdir, oluşturduğu boşluğu doldurmak imkansızdır.





Yorum bırakın