Günümüze dünyanın dört bir tarafında izleyenleri saatlerce televizyon ekranına kilitleyen Survivor, Ütopya, Yaparsın Aşkım, Wipe Out, X Factor  gibi programların arka planında bir “sistem eleştirisi” yakalamak olası mı?

İtiraf etmeliyim ki eski yapım filmler ilgimi çekmiyor, ama iddia ederim bu film tabularınızı yıkacak güçte.

Bu film için, en sert sistem eleştirisi yapan filmlerden biri desem yanlış olmaz. Ne yalan söyleyeyim film, hem etkileyici hem de kapitalist sisteme kafa tutan, cesur bir dile sahip. Ayrıca sistemin 85 yıl önceki varlığını korumasıda şaşırtıcı. Yalnız kabul etmek gerekir ki başlangıç izleyiciye, sıkıcı ve ağır gelebilir. Ancak kendinizi filme kaptırdığınız zaman, o an film sizin için bir tutkuya dönüşerek, ara vermeden bir solukta izleyiveriyorsunuz. Hatta birden kendinizi kurulu sistemin üzerinde dans ederken buluyorsunuz ve bu şekilde sistemin sizi nasıl ele geçirdiğini daha iyi kavramaya başlıyorsunuz. Unutmayın ki bu sistemde kazanan yoktur, sistemde kaybedenler ve hayata tutunmaya çalışanlar vardır.

 Atları da Vururlar, Horace McCoy tarafından yazılıp , 1935’te ilk baskısı yapılan roman,  Büyük Buhran dönemimden çok popüler olan dans maratonlarını konu alır. Sydney Pollack ise 1969’da They Shoot Horses Don’t They? Adıyla beyaz perdeye taşıyarak sinema sektörüne yeni bir soluk kazandırmıştır.

Film, bir dans yarışmasına katılanların danışmada kayıt yaptırmalarıyla başlıyor. Dans eşleri birlikte kayıtlarını yaparken arka sıralardan Gloria ve eşi çerçeveye giriyor. Kayıt sırası onlara gelmişti, ancak Gloria’nın partneri hasta ve sürekli öksürmesinden dolayı sağlık çalışanları tarafından ayak üstü muayene edilerek, bronşit olduğuna karar veriliyor. Dans pisti sahibi olan Rocky, durumu farkedince çifti yarışmadan çıkarıyor. Duruma karşı çıkan Gloria, yarışmaya girebilmek için ölesiye mücadele etmeye başlıyor. Rocky’ı ikna etmeye çalışırken, bir ön sırada bulunan ve karnı burnunda olan Ruby’i göstererek asıl onun yarışmaya dahil edilemeyeceğini belirtiyor.  Rocky ise ona cevap olarak, onun izleyiciler tarafından daha ilgi çekici olmasından dolayı yarışmaya katılmasına onay verildiğini söylüyor.

Tam da burada film altın vuruşunu yaparak, filmin konusu olan kapitalist sisteme göz kırpıyor. Bu sistemde önemli olan karşı tarafı etkileyerek ilgi odağı haline gelmek. Rocky ise tam anlamıyla, akıllı ve kurnaz bir adam, müşterilerini iyi tanıyarak onlara nasıl hitap edileceğini bilen bir showman, kendisi kapitalist sistemin dayattığı, bir oyun kurucusu. Aynı zamanda insanların çaresizliğinden yararlanabilecek kadar paraya tapan biri.

Bunun sonucunda da ekonomik krizden yararlanarak, kendine insanlardan oluşan bir sirk gösterisi hazırladı. Yarışmacıların çoğu da çaresizlikten ve son umut kapısı olarak gördüğünden katıldı. Tabii Ruby ve kocası sadece aç olan karınlarını doyurmak için yarışıyordu. Çünkü Ruby, krizden dolayı bir ekmek parçasına dahi muhtaç ve çocuğuyla beraber açtı. Yarışma ise onlara günde yedi kere yiyebilecekleri açık büfe fırsatı sunuyordu.

İzleyiciler gösteride yerlerini alıyor ve günlerce sürecek sefalet sirkini izlemek için boş yerler teker teker doluyor. Her gün zorlaşan şartlarda dans etmeye çalışan partnerler, bitkin düştükçe adeta bir çiçek gibi solmaya başlıyorlar. Bu durum Rocky için büyük bir avantaj, çünkü seyirciler sefalet izlemek için orada bulunuyorlar. Yarışmacıların bitkin halleri seyircinin hoşuna gidiyor.

Dikkat ettiyseniz yarışmanın başladığı anda koltuklar neredeyse boştu, ama günler geçtikçe koltuklar doldu, hatta ünlü simalar bile insanoğlunun sefaletini izlemek için ön sıralardan yerlerini aldı. Aslında günümüzde bizlerin yaptığı gibi. Kapitalist sistem insanları yoksullaştırken bizler onları sadece izlemekle yetiniyoruz. Sadece yaptığımız, sistemin bir parçası olarak, kurucularına daha fazla para kazandırmak.

Partnerler dans ettikçe, izleyiciler sahneye para atarak dansçılara destek olmaya çalışıyor. Ama atılan paraların bir kıymeti yok, çünkü günlerce toplanıldığı takdirde ancak bir ekmek alınabilecek bütçeye ulaşabiliyorlar. Burada kastedilen durum aslında, iş verenlerin çalıştırdığı işçiye, bu kapitalist sistemde vermiş oldukları paydır.

Sisteme baş kaldırmaya çalışan Gloria, bu durumu Rocky’ı ti ye alıp bir de istersen fıstık atsınlar diyerek sistemin çaresizliğini gözler önüne seriyor.

Burada kapitalizmin dayattığı kaidelere baş kaldırmaya çalışan bir genç kızı görüyoruz. Ancak baş kaldırma kısa sürecek, çünkü günler geçtikçe yarışma daha da zorlanacak ve her yarışmacı kazanmak için rakiplerini elemesi gerekecek. Yarışmacılar ise acımasızlaşmaya, birbirlerine omuz atarak öne geçme çabasında olacaklar. Nedeni ise geride kalan her zaman kaybeder mantığıdır. Ne kadar bu sisteme, baş kaldırmaya çalışsada Gloria’da günler sonra onlara benzeyecektir.

Burada film kapitalist sisteme savaş açmanın, manasız olduğunu bunun yerine bu sistemde yer alabilmek için rakibini elemen gerektiğini bizlere vurgulamaktadır. Kapitalist sistemle yönetilen bu dünyada olduğu gibi, yarışmanın da birinci kuralı ne olursa olsun yarışma devam etmek zorunda ve partnerler devam edebilmesi için önce rakiplerini elemesi gerekmektedir.  Burada film, aslında her birimizin kapitalist sistemin bizlere dayattığı oyunda, yaşamımızı sürdürmek için önce rakiplerimizin elenmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Çünkü dünya büyük bir yarışma alanı ve bu yarışmaya herkes alınmıyor.

Atlar da vurulurlar değil mi? İşte burada dans edilen pist hipodroma, dansçılar bir ata ve seyirciler ise bahis oynayan at yarışı taraftarına benzetilmiştir.

İnsanların 1930’lı yıllarda doğru düzgün iş ve karınlarını doyuracak ekmek bulamadığı dönemde tek umutları bir film yapımcısının dikkatini çekerek keşfedilme umuduyla günlerce uykusuz ve sefil bir halde pistte dans ettikleri bir yarışma programı adında olsada, asla bir yarış değil, bu tam anlamıyla bir şov gösterisi. Mantık ise şovda ne yaşanırsa yaşansın devam etmek zorunluluğudur. Şovun birinci kuralı ise izleyici bu şovdan sıkılmamalı. Bu film adeta günümüzdeki yarışma programları ele almış gibi; Survivor, Ütopya, Yaparsın Aşkım, Wipe Out, X Factor vb. Seyircinin izlerken sefaletten aldığı hazın örneği olan bu şov gösterileri, yüzyıllarca kapitalist sistemin boyunduruğuna girmekle kalmamış, evlerimizde de baş köşeyi kapmıştır.

Yorum bırakın